Bir kıta büyüklüğünde olan Hindistan, tarih boyunca pek çok ırkın ve devletin ilgi alanı içerisinde olmuştur …
Hint alt kıtası olarak adlandırılan bölgede günümüzde Pakistan, Hindistan, Banglades, Kesmir ve Sri Lanka devletleri bulunmaktadır. Bu bölge İslâm ile sahabe döneminde tanısmıs ve bölgenin özellikle güney batı kısmı birinci hicri asırda müslümanların egemenligi altına girmistir.
Sovyetler birliği dağılınca bir de gördük ki ne kadar fazla dostumuz kardeşimiz varmış. “Vefa” ve “diğergâmlık” kelimeleri adının yanına en iyi yakışan Türk insanı her türlü imkan ve fırsatı kollayarak Türkmen, Kırgız, Kazak …
Bugün yedi milyarı aşan dünya nüfusunun ½30’a yakın bir kısmı Müslümanlar’dan oluşuyor. Hz. Âdem’in çocukları olan insanlık soyu belki de en fazla Asya kıtasında birbiri ile karışmış ve kaynaşmıştır.
Hint Alt Kıtasının İslâm ile ilişkisi Hz. Peygamber (s.a.) döneminde başlamış ise de Hz. Ömer’in (r.a.) Hilafeti yıllarında bu ilişki artmış ve İslâm farklı kanallardan Hindistan’a ulaşmıştır. Muhammed b. Kâsım es-Sakafî (ö. 98/717) on yedi yaşında Sind Valisi tayin edilip bölgenin fethiyle görevlendirilince 92/710 yılında fethe başlamış ve dört yıl içinde bugünkü Pakistan sınırlarının çoğu ile şu anda Hindistan sınırları içerisinde bulunan geniş bir alan Emevî İslâm Devleti sınırlarına dâhil edilmiştir.
Hint alt kıtası olarak adlandırılan bölgede günümüzde Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Keşmir ve Sri Lanka devletleri bulunmaktadır. Bu bölge, daha ile sahâbe döneminde İslâm ile tanışmış ve özellikle güney batı kısmı birinci hicrî asırda müslümanların egemenliği altına girmiştir.
İslâm eğitim sisteminin en köklü kurumu şüphesiz medreseler olmuştur. Kuruluş maksatları ve yapılanmaları itibariyle günümüz eğitim sistemi içerisinde yer alan pek çok eğitim kurumunu içinde barındırdığı görülen medreselerin günümüzde biraz daraltılmış bir anlam ile anılıyor olmaları bir talihsizliktir. Buna son yüz yıl içinde Batı’nın Müslümanlara biçtiği rolü ve İslâm eğitim kurumlarına bu çerçevede yaklaşılmasını da eklediğimizde ortada mutlaka çözülmesi gereken bir problem, neşter vurulması gereken kangrenleşmiş bir yara olduğu gibi bir izlenim edinilmekte veya verilmektedir. Konu bütünüyle, Batılı çevrelerin yaklaştığı veya yaklaşmak istediği gibi olmamakla birlikte tamamen problemsiz de değildir.
İslâm eğitim sisteminin en köklü kurumu şüphesiz medreseler olmuştur. Kuruluş maksatları ve yapılanmaları itibariyle günümüz eğitim sistemi içerisinde yer alan pek çok eğitim kurumunu içinde barındırdığı görülen medreselerin günümüzde biraz daraltılmış bir anlam ile anılıyor olmaları bir talihsizliktir. Buna son yüz yıl içinde Batı’nın Müslümanlara biçtiği rolü ve İslâm eğitim kurumlarına bu çerçevede yaklaşılmasını da eklediğimizde ortada mutlaka çözülmesi gereken bir problem, neşter vurulması gereken kangrenleşmiş bir yara olduğu gibi bir izlenim edinilmekte veya verilmektedir. Konu bütünüyle, Batılı çevrelerin yaklaştığı veya yaklaşmak istediği gibi olmamakla birlikte tamamen problemsiz de değildir.
