Dünyamızda bazı bölgeler vardır ki buraları içlerinde diğer yerlere kıyasla kat kat daha fazla insan gücü, maden ve tarımsal ürün bulundurdukları halde bu değerlere daha az sahip olan diğer bölgelerden sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan daha geridirler.
Kur’an-ı Kerim, tarihin belli bir döneminde adına Hicaz -veya daha geniş isimlendirmeyle Arabistan- denilen coğrafi bir bölgede yaşayan Araplara, onların kendi dilleriyle nazil olmuş ise de muhtevası itibariyle bütün insanlığı muhatap almış ve tüm bir insanlığa hitap etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren ilk üç asır boyunca yürütülen tercüme faaliyetleri içerisinde Kur’an tefsirleri de önemli bir yer tutar.
Hint alt kıtasında başlangıcından itibaren tabii ve ağır bir seyir izleyen Kur’an ve tefsir çalışmaları hıristiyan misyonerlerin XVI. yüzyıldan sonraki dini ve ilmi faaliyetleri neticesinde farklı bir çehre kazanmıştır.
Mevdûdî, yazdığı eserleri ve yürüttüğü faaliyetleri ile kendi sınırlarını aşan ilim ve fikir adamlarından biridir. O, klasik İslâmî ilimleri asrın icaplarına göre yeniden ele alıp gelenekten kopmadan birlikte harmanlamış, elde ettiği sonuçları modern bir üslup ile sunmuştur. Onun Kur’ân yorumunun aynası olan Tefhîmü’l-Kur’ân’da ortaya koyduğu performansın dayanaklarının iyi irdelenmesi toplumsal tefsir yazımı projelerine yol gösterici bir mahiyet arz edecektir. Bu gayeye hizmet etmesi mülahazasıyla makalemiz Mevdûdî’nin Kur’ân yorumundaki temel dinamiklerinin ortaya çıkarılmasına hasredilmiştir. Mevdûdî ile ilgili yaptığımız muhtelif türden çalışmaların bir muhassalası olan makale ona yönelik bütüncül bir yaklaşım sergilemektedir. Bu türden makalelerin tefsir sahibi muhtelif yazarlar ile ilgili de hazırlanmasının yararlı olacağını düşündüğümüzden makalemiz bir bakıma bu nevi çalışmalar için bir şablon özelliği de arz etmektedir.
